15 Ekim 2020 Comments are off kara
Share:

Ay’ı sordum yıldızlara

Bu gece ansızın bir yıldız penceremden
Usulca odama girdi
Korkmuşum,terlemişim
Ay’ı sordum yıldızlara
Gök gürlemesi ile yıldız
Odamdan çıkıverdi
Yıldızım aya koştu
Ben de sana Leylâ!..

11 Mart 2020 Comments are off kara
Share:

Sefere verilmiş sözümüz var

Sen yol’a çık akıncı
sefer sürer
zafer sen’değildir
kıyam sürer
aldırma kar ve bora’ya
şanlı akın sürer
Yol var yolculuk var
akın var,akıncılık var
zafer sen de değil
sefere verilmiş sözümüz var…

11 Mart 2020 Comments are off kara
Share:

Çırpın

Çırpın dalgalar gibi,
Çarpsın yüreğin
Bir şanlı akıncı gibi,
Deniz senin,
Derya senin,
Kendini bil,
Ruhunu tanı.
Çırp kanatlarını,
bir ak kelebek gibi.

11 Mart 2020 Comments are off kara
Share:

Şehidler Üşümesin

Biliyorum ihanetin şeklini
Sen de yaşıyorsun
Kupalarda zehir taşıyorlar.
Aldır lâkin takılma
Beklenensin
Bekletileni üzme
İhanet bir zehirli ok
Çık dersin çıkmaz
Seninle konuşur
Ve sana ihanet güler
Bi çaresin
Sakın düşme
Ve sakın düşürme
Bu sancak bir gölge
Tut elinden
Şehidler üşümesin.

11 Mart 2020 Comments are off kara
Share:

Şehidler Tepesindeyim

Şehidler tepesindeyim
kubbe kubbe dağlar
rengi kan kırmızı
rüzgâr esiyor
bir koku
tüm korkuları yok eden
şehidler tepesinde
Hz.Hamza’yı gördüm
Elimden tutuyordu
nefesime nefes veriyordu
sancağı yüreğime uzatıyordu.

23 Aralık 2019 Comments are off kara
Share:

Gül Bahçesi

Gül bahçesinde diken oldum
Dikenlere sebep oldum
Su verdiler büyüttüler
Gübre verdiler geliştirdiler
Dikene diken oldum
Battım,çıktım,hayıflandım
Dikene gül diken oldum.

10 Kasım 2018 Comments are off kara
Share:

Ölüm İşareti ..!

Ölüm işareti!..
Ölüm’ün kıyıcığında sandalım
Bir o yana,bir bu yana
Gidiyorum,geliyorum
Dünya bu mıknatıs
Nefsimdemir,çekilir
Dalgalar ruhuma vurur
Ruhum derin uykuda
Sükûtum sükûtta huzur bulur
Ölüm mü beni korkutan?
Günahlarım sandallar dolusu
Gitme zamanı…
10Kasım2018/Cumartesi/12.03

Nejdet KÜLÜNK

6 Ekim 2018 Comments are off kara
Share:

Bir Hiç …

Biliyorum; simsiyah olan saçların beyazlaşacak sakın öfkelenme ve kendine de hiç kızma ne istediğini biliyorum.

Sen ölümsüzlük istiyorsun ve enerjinin hiç tükenmemesini, şeytanla olan ilişkilerini dipdiri kalmasını istiyorsun.

Nasıl da kendi katilin olmaya çalışıyorsun. Çok yazık. Tanrı, İlah, Işık, Var edici, Allah seni bu şekilde yaşayasın diye yaratmadı. Buda senin hayat tarzını reddediyor.

Tanrı, yarattığına tanrılık sıfatı veya özelliği verecekseydi Tanrılık makamı kendi kendini fesh etmiş olurdu. Sana bu duygular nerden geliyor? Bu güveni hangi kaynaklardan alıyorsun? Haydi sizin dediğiniz olsun.

Dinler çağını kapattık. Her şey görünenden ve dokunandan ibaret. Sahip yok, sahipler var; efendi yok, efendiler var. Şimdi bu keşmekeşi yeryüzünde ve gökyüzünde yönetin bakalım. Mümkün değil.

Her şeyin merkezine tek denilen gücü egemenlik makamına oturtmadığınız sürece mahlukat hilkatin sahibine boyun eymediği sürece kaos devam eder. İslam dünyasının bir türlü itiraf edemediği kendi iç dünyasında gizlediği, ana mesele akıla akıl kimliğini giydirememesi bugünün dünyasında söz konusu edilemeyen “ bir hiç” kimliği arz etmektedir.

Üzülerek ifade ediyorum. Ben bu handikapı düşünsel dünyamızda bir viraj olarak görüyorum. Birkaç kez ifade etmiştim Yunus Emre’yi, İmam-ı Gazali’yi, Mevlana’yı, hangi birimizin haddine ki fikirlerini öteleyelim erteleyelim mümkün değil. Onlar çağlarının tanıkları olmuşlar ve söylemeleri gerekenleri söylemişler.

Bugünde etki ve yayılma alanları devam etmektedir. Bizim kusurumuz onların akıllarının üzerine akıl koymamaktır. Şimdilik…

4 Nisan 2018 Comments are off kara
Share:

BİR TEMEL FIKRASI DA BİZDEN (YAŞANMIŞTIR)

Temel’i, bir ilkbahar günü patronu yanına çağırmış. Temel’de bir korku bir korku sormayın gitsin. Acaba patron Temel’e ne diyecek? Bir telaş sarmış ki Temel’i yüreği küt küt atmaya başlamış. Oysaki garibim patronun derdi başka. Üzerinde bir ceket kolları kolundan uzun, patron terziye gitmeye üşenmiş; vakit cimrisi imiş, sakal tıraşı için berbere gitmezmiş, ayakkabıları boyatmak için losttıra salonuna gitmezmiş. Öyle gideyim cafelerde, otellerde, nargile salonlarında oyun oynamazmış. Temel de zaten bu adama bu güzel duygularından dolayı severmiş. Ama yanlışı gördün mü; tembelliği, uyuşukluğu, kirliliği gördü mü yanardağ gibi patlarmış. Temel bunları düşüne düşüne patronun kapısına gelmiş:

  • ‘Patronum beni emretmişsun?’

Patron da Temel’e:

  • ‘Nerede kaldın, aradım da niye hemen karşıma çıkmıyorsun?’ Demiş.

Temel anasının gözü bir laz. Hemen yapıştırıvermiş, demiş ki:

  • ‘Bir kahve edeyum mi?’

Ama o arada patronun elinde bir ceket sormadan edememiş:

  • ‘Hayırdur patronum? Bu cekette neyun nesi ?’

Patronu:

  • ‘Temel gel ölçülerimi al, kollarını kısaltacağım.’

Temel metreyle koşa koşa gelmiş ölçülerini almış, tam terzi dükkanından içeri girerken patrona telefon açıvermiş:

– Ula patron ula patron; ceketin bir kolunu mu kısaltacağım, iki kolunu mu kısaltacağım?

4 Nisan 2018 Comments are off kara
Share:

Cav cav cav, nedir bilir misiniz?

Genellikle Karıkoca ilişkilerinde erkekler hanımlarına çok konuştukları zaman böyle hitap ederler. Yani tahammül sınırlarını aşan konuşma uslübu ama bu tek yanlı değil. Kadınlara haksızlık yapamayız. Erkeklerin de cav cav hiç çekilmez. Bizim konumuz neden insanlar cav cav yaparlar?

Çünkü kitap, dergi, makale okumayan, konferans, seminer, sempozyum, konserlere katılmayan insanların erkeği de kadını da hayatlarını cav cav yaparak geçinmeye mahkumdurlar. Karanlığı mum aydınlatır. Cav cav beyinleri ise kitap aydınlatır.

Halk otobüsünde geliyorum yaşları 45 olan iki bayan, ikisi de kilolu biri başı açık bir eşarplı. Adeta bizlere buyururcasına konuşuyorlar. İstemeden dinledim. Patronlarına ikisi birden öyle verip veriştirdiler ki kendi kendime şu cümleyi söylemeden duramadım. ‘Ne zalim patron muş bu adam.’

Konu şu;

Omleti patronun önüne sürmüş, zıkkımlan der gibi bırakıvermiş. Adamcağız sadece şunu söylemiş:

  • Biraz daha pişiremez miydiniz?

Vay sen misin diyen! Beni bulaşığa verdiler oysa ben bulaşık yıkamak için mi geldim buraya? Konuşma bu çerçevede sürüp gitti. İnanın nasıl ki bu süre içerisinde dillerinden bir tek şükür, teşekkür, Allah bereket versin, işimiz var tümceleri çıkmadı. O ara otobüsümüzün yanından mini bir jip geçiyordu. Şoförün yanında eşarplı bir bayan; ağzında sigara, egosu tavan yapmış bir şekilde iç içi veriyordu. Bir kibir, bir tepeden bakma, bir kendini beğenmişlik. Sanki yüksek dağları o yaratmış.

Aaaaaa!!!… Oda ne sigara izmaritini araç camından tam Levent metrobüsün önüne fırlatıverdi. Kahraman edası ile koltuğuna yaslandı. Nikotini nefesine arabanın içinde boca etti. Osmangazi yurdundan  geliyordu. Ama onu umursamıyordu. Kızacaksınız ama şu benzetmeyi yapmak zorundayım. Bu tip karakterler dünyanın en zengin insanın eşi bile olsa yıldızlarla yuva yapar.